Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
Mindfulness

Yaşamın içinden geçerken kabul etmek ya da reddetmek?

Kabul etmek deyince birçok kişinin aklına “Yapılan haksızlıklara ses çıkartmayalım mı?” sorusu geliyor. Ancak olan bir şeyi kabul etmek, herhangi bir haksızlığa boyun eğmek anlamına gelmez.

AYŞE VAN

Çevremde birçok kişinin hayatında bir mucize olmasını beklediğini görüyorum. Bir şeyler değişsin, hayatlarına farklı bir yön verilsin istiyorlar ama bunun için bir adım atmak yerine, yardımlarına koşacak bir Superman’den ya da sihirli değneği ile bir periden medet umuyorlar. Oysa hayatımızdaki en büyük değişim, hayatı olduğu gibi kabul ettiğimizde başlar. Hayatta olup biten her şeyin bizim yararımıza olduğunu, dolayısıyla bize karşı çalışmadığını kabul etmek çok önemlidir.

Yaşamımız içinde deneyimlediğimiz mutsuzluk ve acıların kaynağı dış dünya değil, bizim onlara yüklediğimiz anlam ve onlarla ilgili yazdığımız hikayelerdir. Eğer düşmanı sürekli olarak dışarıda ararsak, hayat içinde de adeta patinaj yapan bir araç gibi boşa çabalayıp, ilerleyemeden olduğumuz yerde döner dururuz. Kabullenmemek için direndiğimiz her şey etkisini artırarak, farklı senaryolarla kendini kabul ettirmek adına önümüze çıkmaya devam eder.

Bir hastanın iyileşmesinin ilk kuralı, önce hasta olduğunun idrakine varmasıdır. Bu, hayatta sahip olabileceğimiz ve tüm kapıları açacak bir anahtardır. Kabul etmek, farkına varıldığında yaşamla çatışmamızı sonlandıran bir durumdur. Kabul etmek; savaşmak, mücadele etmek gibi algılamadığımızda bizi geliştiren, şekillendiren ve en önemlisi var olan şartlara en iyi şekilde uyumlanmamızı sağlayan bir tutumdur.

Kabul etmek deyince birçok kişinin aklına “Yapılan haksızlıklara ses çıkartmayalım mı?” sorusu geliyor.

Ancak olan bir şeyi kabul etmek, herhangi bir haksızlığa boyun eğmek anlamına gelmez. Hayatımıza baktığımızda, kabul etmekte en fazla zorlandığımız şey aslında bizim hayatla olan savaşımız, geliştirmemiz gereken tarafımızdır.

İlk olarak kabul etmek; kendimizin en iyi ve en kötü taraflarının farkında olup, her halimizi olduğu gibi görebilmekle başlar. Kendimizi olduğumuz her haliyle kabul etmediğimizde sürekli hayatla savaş modunda oluruz. Kendimizle iletişimimiz kopuk, dolayısıyla hayatla da iletişimimiz zayıf olur.

İkinci olarak kabulümüz, anne ve babamızdan yana olmalıdır. Annemizi, babamızı, kardeşlerimizi ve üst nesilleri, atalarımızı oldukları, yaptıkları ve yapamadıkları her halleriyle kabul edebilmek, kişinin hayatında inanılmaz bir farkındalık ve açılım yaratır. Kişi geçmişte yaşanan olaylar için anne-babasını çocuk bilinciyle sürekli suçlamak yerine, yetişkin bilinciyle konuya olduğu haliyle kabul verebilirse, üst nesillerden yenilere doğru inanılmaz bir enerji akışı başlar. Geçmişimizi kabul etmediğimiz zaman, geleceğin mükafatını göremeyiz. Geçmişte yaşanılan her şey o an ki farkındalığımızın, o an ki bilincimizin algılayabildiği kadardı ve onları deneyimleyerek şimdiki gerçeğimize kavuştuk. Eğer bu deneyimleri kabul eder ve bize ne anlatmak istediklerini anlarsak, hayatımız daha uyumlu bir hal almaya başlar.

Seçimlerimizi her zaman değiştirebiliriz. Değiştiremeyeceğimiz olaylar karşımıza çıktığında ise tepkilerimizi değiştirebiliriz. Çok sevdiğim ve sık kullandığım bir söz vardır: “Olayı unut, dersi tut.”

“Olan bir şeyi kabul etmiyorum” demek yerine, olaya verdiğimiz tepkiyi değiştirerek bambaşka bir sonuca ulaşabiliriz. Sonuçta aynı tepkileri vererek, farklı sonuçlar elde etmeyi bekleyemeyiz.

Hayatı olduğu gibi kabullenmenin üzerimizdeki olumlu etkileri neler?

  • Hayatı olduğu gibi kabul ederek, geçmişe ait pişmanlıklarımızdan uzaklaşabiliriz. Geçmişte yaşanılan her şeyin bizi şu an olduğumuz kişiye dönüştürdüğünü ve tecrübelerimizden ders alarak geliştiğimizi kendimize hatırlatmalıyız. Bu sayede geçmişe farklı bir bakış açısıyla yaklaşıp, aslında affedecek bir şey olmadığının farkına varabilir, kendimizi geçmişten özgürleştirebiliriz.
  • Hayatı olduğu gibi koşulsuz kabul etmek sorumluluklardan kaçmayıp, onları daha rahat yerine getirmemizi sağlar. Bu da beraberinde iç huzuru getirir. Duygularımızı bastırmadan, yok saymadan hissedip, hayatın içinde sıkışmak yerine özgürleşmemizi sağlar.
  • Hayatı olduğu gibi kabul etmek, bizde mutsuzluk yaratan durumları görmemizi, gerçeği kabul edip çözüm için bir adım atmamızı kolaylaştırır. Bu sayede yaşamımıza ve karşılaştığımız olaylara daha olumlu yaklaşabilir, daha pozitif bir düşünce yapısına sahip olabiliriz.
  • Hayatı olduğu gibi kabul edebilmek “an”da kalabilmemizi kolaylaştırır. Geçmişte edinilen olumsuz deneyimler, kişide gelecek kaygısı yaratır. Geçmişi, istemeden de olsa geleceğe taşımış oluruz. Şu anda nerede olduğumuzu ve nasıl hissettiğimizi fark ederek kabul edersek geleceğe ait kaygılarımızı azaltabilir, şu an ile daha fazla temas edebiliriz.
  • Hayatı olduğu gibi kabul ederek stres yaratan durumları tespit edip, onları çözmek için adımlar atabilir; böylelikle psikolojimizi ve bununla beraber stresin sebep olduğu birçok hastalıktan kendimizi korumuş oluruz. Daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşama sahip oluruz.

Ben bu yazıyı yazarken, ülkemizde maalesef çok büyük bir felaket yaşandı. Çok kayıplar verdik ve çok büyük bir acı deneyimliyoruz. Böyle bir durumu kabul etmek, hepimiz, özelikle de tecrübe edenler için çok zor olabiliyor. Burada görmemiz ve kabul etmemiz gereken, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğidir. Böyle bir olayda ilk duygunun derin bir acı olması çok normaldir. Duyguları içimize gömmek yerine acımızı, yasımızı sonuna kadar yaşamamız gerekir. Bazen dayanamayacağımız acılarla karşılaştığımızda bilinçaltımız bunun üstesinden gelebilmek için duyguları yok sayar, bastırır. Bu baskılama kişiyi geçici olarak gerçeklerden uzaklaştırır, duygularını doğal haliyle yaşayamadığı için ileride bu durum hastalıklara, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir.

Acımızı, yas sürecimizi yaşarken var olanı göremeyiz. Olanı kabul edip, gelecekte bu ve benzeri durumlar için tedbir almayı öğrenmeliyiz.

Yoğun acı veren duygular hissettiğimizde eleştirel ve yargılayıcı bir tutum sergilemeye meyilli oluruz. Bu durum, bizi olanı gerçekçi bir şekilde değerlendirmekten alıkoyabilir.

“Radikal kabullenme” diye adlandırdığımız eylem ise bizim hakikati görmemizi, kabul etmemizi ve çözüm için bir adım atmamızı sağlar. Bu, var olan olumsuz durumu değiştirmeye çalışmamak ya da mevcut duruma boyun eğmek demek değildir. Sadece “üzerinde kontrolümüz olmayan” durumları kabul etmek anlamına gelmektedir. Dikkatimizi şu anda ne yapmamız gerektiğine verip, yaşadığımız bu felaketle nasıl başa çıkmamız gerektiğine odaklanmamızı sağlar.

Olana dair kabul; dönüşüm, büyüme ve ötesine geçme potansiyeli barındırır. Acıyı sonlandırabilmek, acıyı kabul etmekle başlar. Acıdan sonra ortaya çıkan öfke ise kabul ile dengeye gelir. Acı zamanla kaybolmaz, bence zamanla bu gerçekle ilişki kurarız. Acı ve keder anları olacaktır ama zamanla etrafına hepimiz yeni sevinç, sevgi anları inşa edeceğiz ve hayat acımızın etrafında tekrar yeşermeye başlayacak. Her şeye rağmen sevgi dolu ve anlamlı bir hayatı tekrar birlikte inşa edeceğiz. Yaşamda her şey sadece oluyor ve bunun içinden nasıl geçeceğimize yalnızca biz karar verebiliriz.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo