Haber kapak görseli
Bilim & Teknoloji
3 dk okunma süresi
B-Mag

Zamanın zirvesi: Dağların üzerinde saatler daha hızlı mı akıyor?

Zaman gerçekten her yerde aynı mı akıyor? Optik atom saatleriyle dağ zirvelerinde yapılan yeni deneyler, yerçekimi ve zaman arasındaki şaşırtıcı ilişkiyi gözler önüne seriyor.

Zaman, gündelik hayatımızda mutlak bir gerçeklik gibi algılansa da evren için durum pek de öyle değil. En hassas saatlerin bile ölçtüğü zaman, bulunduğunuz yerin yerçekimine ve hareket hızınıza bağlı olarak değişebiliyor. Uzayda büyük bir gezegenin yüzeyinde, yüksek hızla hareket ederken ve aynı anda kendi ekseni etrafında dönen bir yıldızın çevresinde dolanırken yaşadığımız zaman akışı, evrende oldukça özel bir örnek oluşturuyor.

Bu nedenle zaman, tek tip bir ölçü değil; bulunduğumuz konuma göre şekillenen göreli bir kavram.

Mars’ta ve Ay’da Zaman Neden Farklı Akıyor?

Son yıllarda bilim insanları, Mars’taki zamanın Dünya’dakinden farklı aktığını ortaya koydu. Aynı durum Ay için de geçerli. Ancak araştırmacılar artık gözlerini çok daha küçük farklara çevirmiş durumda. Çünkü bugün kullandığımız saatler, birkaç metrelik yükseklik farkını bile algılayabilecek kadar hassas.

Bu olağanüstü hassasiyeti test etmek isteyen bilim insanları, şimdiye kadar yapılmamış bir deneye imza atıyor. İnsanlığın geliştirdiği en doğru zaman ölçüm cihazı olan optik atom saati, ABD’nin Colorado eyaletindeki 4 bin 348 metre yüksekliğindeki Mount Blue Sky’ın zirvesine taşınıyor.

Zaman Genişlemesi ve Dünya’nın Yaşı

Zamanın göreceli yapısı denince akla genellikle “ikizler paradoksu” gelir. Düşünce deneyine göre ikizlerden biri ışık hızına yakın bir hızla uzaya yolculuk yaparken, diğeri Dünya’da kalır. Hareket eden ikizin saati daha yavaş çalışır ve geri döndüğünde, Dünya’daki kardeşinden daha gençtir.

Ancak zaman yalnızca hızdan etkilenmez. Yerçekimi de zamanın akışını değiştirir. Yerçekimi ne kadar güçlüyse, saatler o kadar yavaş çalışır. Bilim insanları birkaç yıl önce, Dünya’nın iç katmanlarının zaman üzerindeki etkisini yüksek hassasiyetle hesapladı.

Ortaya çıkan sonuç oldukça çarpıcıydı: Dünya’nın kabuğu, çekirdeğinden yaklaşık 2,5 yıl daha yaşlı.

Dünya’nın Çekirdeği Neden Daha “Genç”?

Uzun yıllar boyunca bilim dünyasında, Dünya’nın çekirdeğinin yüzeye kıyasla yalnızca birkaç gün daha genç olduğu düşünülüyordu. Ancak bu tahmin oldukça basitti ve gerçeği tam yansıtmıyordu.

Daha gerçekçi hesaplamalarda, Dünya’nın iç yapısını katman katman ele alan ve yerçekimi etkilerini ayrıntılı biçimde modelleyen Preliminary Reference Earth Model kullanıldı. Bu gelişmiş model, çekirdeğin yüzeye kıyasla en az 1,5 yıl daha genç olduğunu gösterdi. Zaman, kelimenin tam anlamıyla Dünya’nın derinliklerinde daha yavaş akıyor.

Dağ Zirvelerindeki Saatler: Bir Başlangıç Noktası

Optik atom saatleri, zaman ölçümünde yeni bir çağın kapısını aralıyor. Bu saatler, klasik atom saatlerinden 100 kat daha hassas ve araştırmacılar bu hassasiyeti daha da artırmayı hedefliyor. Bugüne kadar ulaşılan en iyi ölçüm, zaman belirsizliğini akıl almaz derecede küçük bir seviyeye indirdi.

Bu doğruluk, teorik olarak bir saatin 39 milyar yılda yalnızca bir saniye şaşırması anlamına geliyor. Bu süre, evrenin yaşının neredeyse üç katı.

Atomların Titreşimleriyle Zamanı Ölçmek

Optik atom saatleri, aşırı soğutulmuş atom bulutları ve lazerler kullanıyor. Lazerler, atomların elektronlarını belirli bir frekansta uyarıyor. Elektronlar eski konumlarına dönerken ışık yayıyor ve bu ışığın titreşimi olağanüstü bir hassasiyetle ölçülüyor.

Ortaya çıkan “tik tak”, zamanın şimdiye kadar mümkün olmayan bir doğrulukla takip edilmesini sağlıyor.

Yerçekimini Saatlerle Ölçmek

Bu saatler o kadar hassas ki, iki farklı noktaya yerleştirildiklerinde yerçekimi farklarını bile ölçebiliyorlar. Dünya kusursuz bir küre olmadığı için, dağlar, vadiler ve kütle dağılımları zamanın akışını mikroskobik ölçekte değiştiriyor.

Mount Blue Sky’ın zirvesinde bir gözlemevinin bulunması, bu deneyi mümkün kılıyor. Zirveye taşınan optik atom saati, aşağıdaki laboratuvardaki saatle karşılaştırılacak.

“Bunu Hayal Bile Edemezdik”

Colorado Boulder Üniversitesi’nden Prof. Scott Diddams, bu gelişmeyi şu sözlerle anlatıyor:

“25 yıl önce ilk optik saatleri yaptığımızda, bu seviyede bir performansın ve uzaktan çalışmanın mümkün olabileceğini asla hayal edemezdik.”

Bu deney, teknolojinin geleceği için umut verici bir adım olarak görülüyor.

Zaman Ölçümünde Yeni Bir Dönem

Bilim insanları, bu saatleri daha küçük ve taşınabilir hale getirmeyi hedefliyor. Böylece buzulların erimesiyle kara kütlelerinde oluşan yükselti değişimleri, yer kabuğunun iç hareketleri ve hatta fiziğin temel sınırları daha net biçimde incelenebilecek.

Mount Blue Sky, bu yolculuğun son noktası değil. Aksine, zamanı ölçme biçimimizi kökten değiştirecek yeni bir dönemin ilk adımı.

Yazı: Harika Pelin Şengül

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo